
Hikayemiz

The Dagh masa başında tasarlanmadı
Zaten yaşanmakta olan bir hayattan filizlendi —
Şehirden ayrılma kararından, bir toprak parçasından, özenle inşa edilmiş taş bir evden, sofra etrafında toplanan dostlardan, yıllarca kurulan bir hayalden ve bir kadeh şarap eşliğinde edilen sohbetten…
Önce ev vardı.
İsim sonradan geldi.
Tüm bunların kalbinde basit bir farkındalık yatıyordu.
Bazen ihtiyacımız olan şey yeni bir yöntem, yeni bir öğretmen ya da yeni bir cevap değildir.
Bazen ihtiyacımız olan tek şey, bir yerdir.
Bize huzur ve mutluluk veren bu ev, bir süre sonra kapılarını başkalarına da açmaya başladı.
Zamanla anlam dolu buluşmaların gerçekleştiği bir mekâna dönüştü.
THE DAGH’ın hikâyesi böyle başladı.

Bir Araya Gelmek ve Ait Olmak Doğamızda Var
Şehirler kurulmadan çok önce insanlar bir araya gelirdi:
Ateşin,
Yemeğin,
Anlatılan hikayelerin,
Yasın ve kutlamanın etrafında.
Hâlâ da öyle yapıyoruz.
Kimi zaman bir sofranın ya da ateşin başında toplanırız.
Kimi zaman da dans, sohbet ya da sessizlikte bir araya geliriz.
Çünkü biz birbirimize ihtiyaç duyan sosyal varlıklarız.
İçimizde bir şey, başkalarının varlığında sakinler.
İlişkiler yoluyla büyürüz. Birbirimize tanıklık ettikçe iyileşiriz.
Bazen birbirimize tutunuruz.
Bazen bir başkası bize yaslanır.
Bazen söze bile gerek kalmaz.
Birlikte olmak yeterlidir.
Eskiden beri insanlar hayatı bu şekilde paylaşır.
Eksik olduğumuz için değil, beraber olmak istediğimiz için bir araya geliriz.
Hayatın zorlukları ve güzellikleri içinde birlikte var oluruz.
The Dagh bizim için böyle bir yer olarak başladı.
SONRA, YAVAŞ YAVAŞ, SOFRAMIZA DAHA FAZLA TABAK KOYMAYA BAŞLADIK